BİTKİ VE GIDALAR SAĞLIK

İnsanlarda açlık ve tokluk hissinin oluşumu

İnsanlarda açlık ve tokluk hissinin oluşumu

Canlıların yaşamlarını sürdürmesinde beslenme ve metabolik olaylar büyük önem taşır. Alınan gıda ve vitaminlerin sindirilmesinde ve metabolize edilmesinde sindirim sistemi görevlidir.

Vücuttaki açlık ve tokluk beslenme alışkanlıklarını belirleyen günlük yaşanan durumlardır. Vücuttaki açlık ve tokluk hissi, tamamen vücut içerisindeki enerji, su ve diğer besinsel elementlere duyulan ihtiyaç ile ilgilidir. Vücuda alınacak besin miktarını ve iştahı düzenleyen en önemli sinirsel merkezler, hipotamalus’da bulunur.

Şişmanlık ya da zayıflık besin alımı ve enerji tüketimi arasındaki dengenin bozulması sonucunda gelişmektedir. Kalp ve damar hastalıkları, tip II diyabet, obezite ve kanserli hastalarda ölümlerin en sık nedeni olarak karşımıza çıkan kaşeksinin başarılı bir şekilde tedavisi, enerji dengesinin nasıl düzenlendiğinin çok iyi bilinmesiyle yapılabilir. Sindirim sistemi ve yağ dokusu gibi periferal dokulardan ve santral sinir sisteminin çeşitli bölgelerinden gelen uyarıların koordinasyonu ve uygun cevabın oluşturulmasında hipotalamus anahtar rol oynamaktadır.

Hipotalamusa gelen uyarılara aracılık eden, bir başka deyişle beslenme davranışının oluşmasına; leptin, nöropeptid Y, oreksinler, dopamin, AgoutiRelated Protein, kortikostreodler, kokain ve amfetamin regulated transkript, kolesistokinin, serotonin, noradrenalin, insülin, glukagon, ghrelin, galanin gibi birçok hormonların ve çok çeşitli sitokinlerin katıldığı saptanmıştır. Bu öğelerden her birinin iştahın yada tokluğun oluşumuna belirli ölçüde katıldığı ve enerji metabolizmasında belirleyici moleküller olarak rol oynadığı bildirilmektedir. Bu moleküllerin etki tarzları ve faktörlerin birbirleri arasındaki ilişkilerinin bilinmesi, insanlarda açlık ve tokluk hislerinin oluşumundaki etkilerinin açıklanmasında önem taşımaktadır.

Açlık ve tokluk beslenme alışkanlıklarını belirleyen günlük yaşanan durumlardır. Vücuttaki açlık ve tokluk hissi, tamamen vücut içerisindeki enerji, su ve diğer besinsel elementlere duyulan ihtiyaç ile ilgilidir. Vücuda alınacak besin miktarını ve iştahı düzenleyen en önemli sinirsel merkezler, hipotamalus’da bulunur. Hipotalamusun orta çizgiye yakın ve aşağı bölgesinde bir “tokluk merkezi” (ventromedial hipotalamus), kenara yakın bir bölgesinde de “açlık merkezi”(lateral hipotalamus) bulunur ve bunların birbirini karşılıklı olarak engellediği söylenebilir.

İdeal bir vücut ağırlığı için dengeli bir enerji blançosu şarttır. Yetişkin bir insan vücut ağırlığını yıllarca sabit tutma yeteneğine sahiptir. Vücut ağırlığının sabit tutulması için gıdalarla alınan enerjinin ve tüketilen enerji miktarının paralel olması gerekmektedir. Gerekli miktarda enerji alınmaz ise, negatif enerji blançosuna bağlı olarak vücut ağırlığında azalma meydana gelebilmektedir.

Tüm sanayileşmiş ülkelerde vücut ağırlığının sürekli artmasına bağlı olarak adipositazın geliştiği gözlenmiştir. Adipozun en önemli nedenleri arasında bir yandan ticarete sunulan çok çeşitli, albenisi yüksek ancak enerjiden zengin gıda maddelerinin aşırı tüketimi diğer yandan yaşam ve çalışma koşullarının getirdiği hareketsizlik söylenebilir.

Açlık ve Tokluk Hissinin Ortaya Çıkışı ve Önlemleri

Açlıktan iştahı ayırmak gerekir. Açlık fizyolojik bir olayken, iştah psikolojik bir olgudur. Açlık hissini başlatan en önemli etmenin ilk kez 1999 yılında Japon araştırıcı Kojima ve ark (2001) tarafından keşfedilen polipeptid yapısına sahip Ghrelin hormonu olduğu bildirilmektedir.

Kan glikoz düzeyinin düşmesi ve kan serbest yağ asidi düzeyinin yükselmesi açlık hissini uyandırır. Metabolizmanın açlık durumu, besinlerin vücuda alınmadığı ve enerji ihtiyacının internal depolardan sağlandığı durumdur. Vücudun plazma glikoz konsantrasyonu 70-110 mg/dl olan homeostatik düzeyde tutulmalıdır. Açlıkta vücudun glukoz ihtiyacı, güçlü bir şekilde regüle edilir. Bu regülasyon, karaciğer depolarının yıkılması (glukojenolizis), protein ve lipidlerden glukozun sentezlenmesidir.

Açlık midede oluşmaz. Çünkü midesi cerrahi olarak uzaklaştırılan insanlarda belirgin bir açlık hissi gözlenmiştir. Bu düzeyler karaciğer ve midedeki reseptörler tarafından hipotalamusa bildirilir ve hipoglisemilerde açlık hissi başlar. Bu sırada insulin düzeyleri ve yağ hücrelerindeki leptin hormonunun selbest bırakılması da dikkate alınmalıdır. Gıda alımı kesildiğinde gıdalarla glikoz alımı olmayacağından kan glikoz düzeyleri düşmeye başlar. Kan glikoz düzeylerinin düşmesine paralel olarak pankreasın langerhans adacıklarının β-hücrelerinden insülin salınımı durdurulurken, α- hücrelerinden salınan glukagon düzeyleri artmaya başlar.

Tokluk hissi ise vücudun yeteri kadar gıda almasıyla, sinyallerin oluşması ve gıda alımının bitirilmesidir. Doyma ile tokluk halininde birbirinden ayırt edilmesi zorunludur. Doyma gıda alımının kesilmesini tanımlarken, tokluk gıda alımının kesilmesinden bir sonra gelişen açlık hissinin oluşumuna kadar geçen süreyi tanımlar.

Çalışmalar proteinlerin karbonhidratlardan daha güçlü doygunluğa ulaştırdığını ve yağlardan çok açık bir şekilde daha iyi olduğunu ortaya koymuştur. Sindirimin devreye girmesiyle bağırsaklarda birçok hormon oluşturulur ve hormonlar kısmen sinir sistemi üzerinden kısmen de kan yolu üzerinden beyne doyma sinyalleri gönderirler. İnsulin salınımı, leptin ve kan-glikoz konsantransyonları burada önemli rol oynar. Birçok doygunluk uyarıları hipotalamusa ulaştığı zaman hipotalamus iştahı kapatan, içinde serotoninde bulunduğu birçok madde salgılar.

Beynin vücutla haberleşmesinde merkezi trafo hipotalamustur. Hipotalamus bilinen hemostaz sistemlerini kontrol ederek gıda alımı ve enerji tüketimini düzenler. Hipotalamusun ingundibuler kısmında bu regülasyon için özellikle önemli olan Nucleus Arcuatus ve perifornikal bölgeden oluşan iki önemli yer bulunur ve bu bölgelerin incelenmesi gıda alımının kontrolüne çok sayıda farklı nöropeptidin katıldığını göstermiştir. Tüm etkileşim sistemleri leptin, ghrelin ya da kolesistokinin üzerinden humoral ve nöronal yollar üstünden periferle bağlantılı olduğu saptanmıştır. Açlıkta bunlara ilave olarak gıda alımı ‘’Reword Sistemi’’(karşılık verici sistem) üzerinden belirgin bir hedonik (hayatın esasını zevk kabul eden öğreti) his ilede bağlantılıdır. Katılan parametrelerin çeşitliği nedeniyle bozuklukların oluşumu kaçınılmazdır ve bu bozukluklar genetik ya da fizyolojik mekanizmalarda hatalı yönlendirilmelerinden kaynaklanabilir. Açlıkta, açlığın regülasyonuda tokluğun regülasyonunda olduğu gibi hala tamamı bilinmeyen sayısız faktörün katıldığı çok kompleks bir olaydır.

Sonuç olarak enerji metabolizması yukarıda belirtiğimiz etkenlerin dışında daha birçok etkenden de etkilendiği düşünülmektedir. Bu sebepten dolayı araştırmaların bu konuda yoğunlaşması bundan sonraki araştırmacılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir